Hayali Bir Rakip analisti gözünden Galatasaray…

Galatasaray’ın maçlarını izleyen bir “rakip takım” analisti nasıl bir rapor hazırlar ve kulübüne neleri özellikle not ederdi? Başlayalım.

Galatasaray’da kimin hangi anlamda zaafı var?

Öncelikle Galatasaray’ın topla çıkabilen iki stoperi mevcut.

Marcao, topla daha çok oynayan, takımının hemen her maçta topla en çok buluşan ismi. Soğukkanlı yapısı, kaliteli pas kabiliyeti, solak olması ve cesareti ile savunmada oyun kurma işini genellikle kendisi üstleniyor. Genel itibariyle ileriye doğru attığı paslarda tercihleri şöyle: merkez orta sahalar, öne çıkan sol bek ve sol açıkta oynayan Onyekuru’ya doğru yerden sert paslar kullanıyor. Sol ayağını çok iyi kullanan Marcao, solu kapatıldığında genellikle kalecisine yahut Luyindama’ya dönüyor. Önde baskı yapan takımlar kendisini uzun top oynamaya zorlayabilir. Takımda çok fazla top almak için hareket eden futbolcu olmadığından, uzun topların ele geçirilmesi çok daha uygun bir hedef olabilir. Sağ kanada ve açığa doğru ters toplar atmaması, savunulması ve baskı yapılması açısından önemli ipuçları taşıyor.

Luyindama, uzun boylu ve güçlü bir oyuncu. Uzun boyuna rağmen topla alakalı bir isim. Risk almaya müsait bir yapıya sahip. Ama O’ndan kapmanız muhtemel toplara tekrar yetişmesi ve tehlikeyi savuşturması da yüksek ihtimal. Topu aldıktan sonra baskı yapmak yerine topu almadan pas kanallarını kapatmak kendisinin oyun içi etkinliğini azaltacaktır. Havadan ve yerden müdahelelerde etkili, inatçı yapılı, geçilmesi zor bir isim. Rakibin hücum aksiyonlarındaki hedefi, Luyindama’yı bölgesinden uzaklaştırmak olabilir.

Mariano, çok ilginç bir oyuncu. İnanılmaz basit pas hataları yapan, kaptırdığı zaman aşırı çabuk sinirlenen bir yapıya sahip. Savunmada genelde top çalmaya odaklı, alamadığında faul yapan bir isim. Hücumda ise Feghouli ve Belhanda ile kurdukları üçgenler oldukça etkili ve kafa karıştırıcı. Ama hemen hiçbir maçta sıfıra inmemesi, çizgiden içeri paralel orta yapmaması savunulması açısından rakibe avantaj sağlıyor.

Emre Taşdemir ise çok başarılı hücum bindirmeleri yapan, orta denemekten vazgeçmeyen, inatçı ve çalışkan bir futbolcu. Fakat çok uzun bir süredir oynamadığı için hem de çok ağır sakatlıklar yaşadığı için devamlılığı düşük, iyi niyetli bir sol bek. Çok daha iyi yerlere gelecektir…

Bir süredir, herkesin 6 oynamalı dediği Badou, ilk yarıdaki performansı ile neden 6 olmayacağını gösterdi. Sık sık yerini terkediyor. Fiziksel mücadeleye girmek yerine ikili üçlü paslarla oyundan düşürülmesi daha akılcı olacaktır. Topla dikine çıkışları çok seven, oldukça da başarılı bir isim. Hızlanmasını beklemeden ikili kademe ile sıkıştırmaya gidilirse ancak etkisi azaltılabilir.

Belhanda, kendisine gelen pas kanalları kapatıldığı zaman bölgesini bırakıp, geriye top almaya gelen bir oyun anlayışı var. Kaleden uzaklaştıkça etkinliği azalan, kendi kalesine yaklaştıkça top kayıpları rakibe büyük avantajlar sağlayan bir isim. Baskı altına alındığı zaman çok rahat top kaybeder, kesinlikle basit oynamaz hep final pası vermeyi zorlar. Tehlikeli bölgede top kapmak için kendisine pas atacak isimleri zorlayıp kötü pas atmalarını sağlarsanız ilk kontrolünde çok sıkıntı yaşayan bu oyuncuyu yarı yarıya oyundan düşürmüş olursunuz.

Emre Akbaba, forvet arkasında oynadığı son maçında özellikle sol iç ve sağ açığa doğru yanaştı, genelde topu, yüzü kendi kalesine dönük alması sebebiyle çok etkisiz bir performans gösterdi. Rakibi, yüzünü döndürmez ise etkisi yarı yarıya azalıyor. Fiziksel mücadelelerde oldukça güçsüz. Sertlik ile çabuk yılan bir isim.

Henry Onyekuru, toplu ve topsuz alanda muazzam hızlı, ikinci forvet koşularını sık sık deneyen ama çizgiyi kullanmayan sağ ayaklı sol açık. Sol ayağı oldukça etkisiz olduğundan dolayı solda topla buluştuğunda içeri kat etmeyi devamlı denemesi, top kendisinde iken tahmin edilebilirliğini artırıyor.

Feghouli, takımının en efektif ve etkili oyuncusu. Skora direkt katkı sağlayan, içeri kıvrılan, şut atan, enfes ara paslar veren çok kaliteli bir oyuncu. Onun da yüzünü kaleye döndürmemek etkisini azaltmaya ciddi anlamda katkı sağlar.

Diagne, muazzam bir bitirici, sağa sola giden gelen, mümkün olduğunca pas istasyonu olmaya çalışan tam bir ceza sahası golcüsü.

Takımın genel anlamda zayıf olduğu başlıca iki husus:

Takım olarak, duran top savunmasında devamlı adam paylaşımı hataları yapması, son çizgiye hiç inmemesi, orta saha merkezinin yumuşaklığı ve top rakipte iken orta sahada yaşadığı kopukluklar ile ciddi zaafları olan bir takım Galatasaray. Kaleci Muslera’nın, 20 metrenin üzerinde attığı her pas, yaptığı hee uzun degajın en yarıdan fazlası direkt rakip merkez orta sahaya gidiyor.

Peki Galatasaray neleri iyi yapıyor?

Bir kere hızlı hücumlarda inanılmaz etkili. Geçiş oyununu oldukça iyi oynayan bir takım. Oyunun yönünü hızlı değiştirdikleri zaman durdurulması oldukça zor bir ekip. Bireysel yeteneklerin her hafta bir tanesinin maça damgasını vurması gibi bir geleneği var. Kötü oynarken de kazanabilecek bir yapıya sahip. Oyunu oldukça ileride kuran ve dar alanda oynamaya çalışan bir anlayışı var.

Antalyaspor maçı oyuncu konumlanması
Oyunu ne kadar ileride kurduğuna ciddi bir örnektir

Teknik direktör Fatih Terim, her türlü radikal tedbiri anında alıp, oyuna müdahele edebilecek dominant bir karaktere sahip. Yedek kulübesinde ligin oldukça üstündr pas kalitesine sahip Donk var. Yedek Santrfor Mitroglou, her an golü koklayan ve içeriyi zorlayan bir destek kuvveti.

Yani;

Galatasaray’ın karşısına çıkacak olan her takım çok iyi çalışıp, o maça final mantığıyla çıkması gerekiyor.

Galatasaray’ın rakiplerinin en büyük kozu, MHK ve atadığı hakemlerdir. Her maç gündeme imzalarını kesinlikle atıyorlar.

Buraya kadar adeta bir rakip raportörü gibi geldik. Bundan sonraki son cümlelerimizi de şöyle toparlayalım.

Galatasaray, finallerin takımıdır.

Kimyacıların es geçtiği bir husus var. Son 20 yıl içinde, mağlup duruma düştükten sonra maçları kendi lehine çevirmeyen hiçbir takım şampiyon olmamıştır.

Başkalarının kimyasını bozduğunu iddia eden bir kompleks grup, sanıyorum ki bu önemli detaydan haberdar değil.

Artık en önemli viraja girdik sayılır. Lütfen artık bir düşman belirleyip, onu batırmak yerine, takıma sahip çıkıp hedef 22’ye odaklanma zamanı.

Ne diyordu hocam?

Olmaz denen bazı hayallerimizi ve hedeflerimizi gerçekleştirdik. “Ya nasıl olur” denilen ne varsa yaptık…

Galatasaray pes etmez. Sevgiyle kalın…

İlk yorum yapan olun

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


*