Fatih Terim ve 8 Puntoluk Adamlar

Fatih Terim…

Görevi itibariyle bağlı bulunduğu mevkiler bakımından “zor adam”, futbolcuları tarafından “Baba” ve taraftarı tarafından “imparator” olarak anılan yaşayan en Büyük Galatasaraylı.

Galatasaray’ın ve doğal olarak Türk futbolunun gelmiş geçmiş en başarılı Türk teknik adamı…

Fatih Terim, Türk futbolunun en önemli figürlerinden biri ve devrimcisidir…

Kendisine karşıt olanların kamuoyunda duyulma ve gündeme gelme gerekçelerine baktığınız zaman en atbaşı özelliklerinin Fatih Terim aleyhinde beyanatları ve de karşıtlıkları ile karşılaşırsınız. Yani bu öyle bir paradokstur ki, sevseniz de sevmeseniz de onun üzerinden gündeme giriş yapmaya çalışırsınız…

“Teknik ve taktikten” anlamayan (!) Terim, oluşturduğu sistemle, tedbir alan değil, tedbir alınan bir takıma dönüştürdü Galatasaray…

Üçlü savunmalar ve kanat bekleri ile oynanan düşük yoğunluklu uyutan sistemi, dörtlü savunma, merkezde amansız baskı ile rakibe nefes aldırmayan ve her daim bir şekilde çizgiye inmiş ve topla buluşan beklerle oynanan bir takım çıkardı karşımıza.

Futbolumuzun en çok konuşulan ismi kendisi. Yaptıkları ile daha çok gündeme gelse de yapamadıkları ile vurulması çalışılır sık sık, görev yaptığı 8.5 sezonda 7 şampiyonluk alan Sinyor Terim.

Evlatçı derler, kulübün altyapıdan evladını çıkarır gözü kapalı forma verir. Yerlici derler, Melo ta Brezilya’dan selam çakar “Baba” etiketi ile. Çok sert mizacı var derler, hemen medyadaki her yazar ve attıkları tivite gelen eleştiriye ana avrat söven sosyal medya “birşeyleri” en absürd teorilerle 7/24 kendisine yüklenir.

Paracı derler, oynadığı dönemde takımın formalarını kendisi yaptıran, yönetimler taksiti yatırmadığında futbolcularının alacaklarını kendisi ödemek için uğraşan adama…

22-23 yaşında Fatih Terim’i tabiri caizse doğrayan gençler hayatında gördükleri 11 şampiyonluğun, 7’si ona aittir.

Her değeri öğüterek tüketmeyi artık karakter haline getiren bizler, hedef belirlediği kişiye umarsızca saldırmayı kendi hakkımız olaral görmeye başladık. Seversiniz ya da sevmezsiniz, Fatih Terim bu ülkenin gelmiş geçmiş en büyük ve en başarılı teknik direktörüdür.

Şehir efsanelerine konu olmasına rağmen, dünyanın içinse bulunduğu dönemde en zor ligi olan Serie A’da 2 takım çalıştırmış ve finale kadar taşıdığı Fiorentina, o sezon kupaya uzanmıştır.

Fatih Terim, ilk döneminde, gazetelerin spor sayfalarında 8 puntoluk minik haberlerle bahsi geçen adamlarla 4 yıl üst üste şampiyonluk yazdırmıştır.

“Gelsin emekli hayatını burda yaşasın bastonla oynar” denilen Hagi, belki de sosyal medyanın her konuda uzman eleştirmenlerinin de yokluğundan istifade ederek kulüpte efsane olarak anılan oyuncular arasında yerini almıştır.

Tek tük forma bulan Cengaver Bülent, takımın vazgeçilmezi olmuş, Konyaspor’a vesair kiralık gönderilip devamlı geri gelen Suat, uefa finalinde “tehlikeli bölgede adamı belli” olarak hafızalara kazınmış, her ne kadar Galatasaray taraftarının ciddi tepkisini çekse de ülkenin yetiştirdiği en yetenekli orta sahası Emre Belözoğlu Terim-Hagi tedrisatından geçtikten sonra uzun yıllar hep en üst düzeyde futbol oynamış, Karabüklü Vedat ile Alen Boksiç’e kafa tutmuş, Yine Karabük’ten gelen Hakan Ünsal ile rakip sağ koridoru otobana çevirmiş, Hakan Şükür’ü 96-97 sezonunda attığı 38 gol ile Dünya Gol kralı ve Bronz Ayakkabı seviyesine taşıyıp dünya çapında bir isme döndürmüştür.

Yediğinden 1 fazlasını atma deyimini futbolumuza kazandırmış, mağlubiyetin kader olmadığını, kötü mücadelenin neticesi olduğunu ispatlamış bir isimdir.

Geçtiğimiz sezon geldi gün itibariyle, altyapının her yaş grubuna özel analizler yaptırıp, bireysel gelişmelere uygun programlar hazırlaması, portföyünde bulunan gençleri Galatasaray altyapısına kazandırması ile geleceği Galatasaray için kolaylaştıran yine Fatih hocamızın büyük emeklerindendir.

En büyük hayali olan “kendi yetiştirdiği çocuklar ile dünyada ses getirme” imkanını ise nedense ona hiç tanıyamadık.

Takım şampiyonluğa giderken, karşısındaki en büyük rakibi futbol dışı iddialar ile muallak durumda iken, yine camia kendi takımının ayağına sıktı ve ciddi demoralize etti tüm Galatasaray camiasını.

Kıyaslandığı isimlerle istatistiksel sonuçlar eşliğinde incelenmesi, aslında incelenmemesi gerektiğine en büyük ispattır.

Oyun eleştirilebilir. Fakat bir sürece yansıyacak cümleler aracılığıyla değil daha yapıcı anlamda olmalıdır.

Daha önce yaşadığımız süreçlerin benzerlerine artık kapımız kapalıdır.

Hoca formsuz basamağı oldukça masumdur. Aynı oyuncularda ısrar ediyor diye devam eder. Yönetimle arasında derin çatlaklar var denilir. Yönetim onı yiyecek denilir. Hoca konsantre olamıyor kafasında birşeyler var denilir. Ve en nihayetinde tüm altyapı hazırlandıktan sonra, Galatasaray tarihinde 8 punto kadar yere sahip olmayacak isimler tarafından yenilir.

Bu film tekrar yaşanmayacak. Bu kez hoca kendisinin transfer ettiği, onun büyüttüğü ve geliştirdiği oyuncuları ile birlikte büyümesini izleyeceğiz.

Sezonun en önemli zamanında yapılan Mali Genel Kurulların, tek bana saçma gelmediğinden adım gibi eminim.

Farz edelim ki şampiyonlar liginde son 16’ya kalmışız ve 26 martta bir müsabakamız var. 23 Martta yaşananların akabinde takımın, 22 Mart halet-i Ruhiyesi içinde maça çıkması ihtimal dahilinde midir?

Taraftarın ıslıkladığı oyuncuya destek ol, yönetimlere kalkan ol, sahadaki biz ol, takımın kurumsal hafızası ol. Son yirmi iki yılda yakalanan başarıların hemen hepsinde bir şekilde imzan olsun ve kendi camian tarafından sevilme…

Herhalde herkese nasip olacak bir imtihan olmasa gerek.

Dış etkenlerden söz ediyoruz ve soralım.

Bu sezon özellikle şu son haftalarda girildiği dönemde, Galatasaray’ın istikbaline ve bu sezonuna direkt tesir eden hangi grup daha sorumlu?

Bu yazı elbet daha da devam edecek…..

İlk yorum yapan olun

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


*