Maç Önü: Galatasaray ve Fenerbahçe analizi

Uzun süre sonra tekrar merhabalar.

Yine bir derbiye geldik çattık.

Öncelikle rakibin öne çıkan, oyun tarz ve karakterini ele almaya çalışalım.

Fenerbahçe, genel itibariyle topla çıkmaya çalışan, paslaşmayı seven, oyunun ilk bölümünde baskı kurup maçı koparmaya çalışan bir oyun yapısını benimsiyor.

Savunmasında ciddi derecede dengesiz isimlere sahip. Hemen her oyuncusu muazzam pas be tercih hataları yapan, bu sebeple iki tane top tutma ve pas yapma özelliği yüksek ama kondisyonu ve koordinasyonu düşük merkez orta saha ile oynamayı tercih ediyorlar.

Stoperde Zanka – Jailson da oynasa, Zanka – Rami de oynasa ağırlıkları ile alakalı çok büyük değişimler olmayacaktır.

Zanka’nın pas istatistiği yüksek gibi görünüyor ama açalım. Emre ve Gustavo ile oynanan maçlarda Zanka’nın görevi tamamiyle topu bu ikiliden biriyle buluşturmak olduğu için ve bu ikili devamlı geriye geldiği için pas istatistiği yüksektir.

Topla Jailson çıktığında ise biraz daha önde pozisyon alıyorlar lakin bu oyuncunun da pas tercihleri ve zamanlamaları ciddi sıkıntılı. Oyun zekası ve pozisyon alma anlamındaki sıkıntıları oldukça büyük.

Sol bekte şimdiye kadar Dirar görev aldı. Dirar sol ayağını nadiren kullanan bir isim olduğundan dolayı içe kat eden kanat oyuncularına karşı başarılı olmuş fakat çizgiyi kullanan isimlere karşı hep yetersiz kalmıştır. Hücum aksiyonlarına katıldığında ise genel itibariyle kanadından top alan değil en yakın oyuncuya eklemlenmeye çalışan bir yapıdadır. Yani çizgiyi kullanan her bir oyuncu ona kart aldırabilir, geçip orta yapabilir ya da faul alabilir.

Sağ taraflarında ise Ozan Tufan görev aldı şimdiye kadar. Bu oyuncunun da asli mevkisi olmadığından kademeye girme, ters toplara doğru müdahale etme anlamında ciddi sorunlar yaşıyorlar. Ozan dinamik bir oyuncu gibi görünse de dar alanda çok dengesiz olan çabuk çalım yiyen ve konsantrasyonu çabuk dağılan bir oyuncudur.

Merkez orta sahaları kısa ve orta seviyeli pasları tercih eden fakat hücuma uzunla çıkmaya çalışan bir tarzı benimsiyorlar. Peki neden?

Kruse genelde tehlike bölgesinde topla buluşmak ve tüm enerjisini, konsantrasyonunu oraya harcamak isteyen bir oyuncu. Dolayısıyla çok fazla geri gelmiyor.

Fakat hücumlarda sık sık kullandığı bir mantık var. Genelde al ver yaparak defansif orta sahanın kademesine stoperlerin girmesine çalışıyor. Bunun amacı Vedat’ı sayısal anlamda daha az rakiple savunulmaya mecbur bırakmak ve ona ekstra alan oluştırmaktır. Kruse sola doğru topla deplase olmaya çalıştığında stoper bek arası alana koşu atıp genelde sağ stoperi kendine çekip, sol stoperin Vedat ile eşleşmesini sağlamaya çalışıyor.

Kanat oyuncularından ciddi anlamda bir son çizgi katkısı alamıyorlar. Garry oynarken oyun alışkanlığı gereği içeri doğru girip sağ ayağıyla kaleyi yoklamaya çalışıyor ya da ceza sahası sağ çaprazından içeri kıvrılmaya çalışıp böyle gol arıyor.

Ters tarafta Deniz de benzer özelliklere sahip.

Özetle Fenerbahçeyi ön ve arka olarak ikiye ayırabiliriz. Önde dörtlü bir blok ve arkada altılı bir blok.

Oynadıkları maçlar içerisinde fiili olarak bunu başarmış her ekip onları şaşkınlığa uğratmış ve çözüm üretememelerini sağlamıştır.

Bol şut atan, mümkün oldukça rakip kaleye yakın oynamaya çalışan, orta sahayı çabuk geçmeye çalışan (zira zaafları ciddi) e rakibe kurdukları totalde20-25 dakikalık baskıyla maçı koparan bir takım Fenerbahçe.

Yugoslav Faulü mevhumunu da oldukça sık kullanırlar ki bir Yanal klasiğidir. Ligde yazılı olmayan kurallara göre her takıma farklı faul limitlerinde farklı sayıda kartlar çıkıyor. Bu da gayet iyi biliyorlar. Rakip topu kaptığı zaman henüz atak olgunlaşmadan önünü keserek tehlikesiz alanda faul yapmanın konforunu yaşıyorlar.

Kondisyonları tv ve muhabirler tarafından müthiş övülüyor ama karşılaşmanın ilk 25 dakikası ile son 25 dakikası arasındaki tempo düzeyi iki farklı takım gibi adeta.

Tek cümleyle bitireyim. Oyunu merkezden oynayan bir takım!.

Takımımız Galatasaray’a gelelim ve detaylarıyla inceleyelim. Tabi ki yine rakip takım analisti gözüyle. Yani temelde zaaflarımız ve eksik yaptıklarımız açısından.

Galatasaray da savunmadan topla çıkmaya çalışan fakat bunu daha direkt ve riskli paslarla yapmaya çalışan bir takım. Genelde iki topla oynayan stoperimizin de farklı iki ayrı pas opsiyonu üzerinde durduğunu görüyoruz. Ya Luyindama topla birlikte çıkarak ileri çıkan beki görüyor ya da sağ açık/sağ iç oyuncusuna topu atıp kademeye geri dönüyor. Marcao ise genelde yerden sert toplarla orta üçlünün sol iç oyuncusuna ya da merkez orta sahanın en önündeki isme oynuyor. Marcao’nun uzun süredir bindiren sol beke çizgiye paralel pas denemesi yapmadığını da hatırlatalım. Bunun da sebebi sanıorum ki Nagatomo’nun tek ayaklı olması ve genel itibariyle koşarken değil yüzü savunmaya dönük pas istemesidir.

Gelelim defansif orta sahamıza. Nzonzi, terse uzun, kısa ve orta pas opsiyonlarını maksimum düzeyde iyi yapabilen, hava toplarının neredeyse tamamına yakınını alan, maçın ilk bölümünde baskın başlandığında savunmayı üçleyen ama yine de ara ara şut bölgesini zorlayan komplike bir savunma önü oyuncusu.

Yanında oynaması muhtemel iki isimden Seri, futbol hayatının parlamadan önceki dönemi de dahil olmak üzere uzun süredir izlediğim ve beğendiğim bir isim. Afrikalı olmasına rağmen tarz ve oyun aklı olarak bir Portekiz/İspanyol yapısına sahip olan Seri, takımın kendine uyum sağlaması halinde takımına sınıf atlatabilecek bir oyun görüşü ve hareketliliğe sahip. Ani dönüşleri, kısa seri ve sert pasları, diri olduğunda topla rakip defansif orta sahanın üzerine gidip araya bıraktığı toplar büyük tehdit. Sanıyorum herkes görmüştür ki geldiği dönemde söylenen “adam yiyen orta saha” tabirine oldukça uzak, zekası oyun görüşü ve üst düzey sezgileri ile oynayan bir maestrodur kendisi.

Şayet oynarsa Belhanda ile alakalı söylenebilecek birçok şey var. Fakat ben genelde çok dile getirilmeyen taraflardan bahsetmek isterim. Kendisine net bir ikinci bölge oyuncusu diyemiyoruz. İlla bir tanımlama yapacaksak 2/3 geçiş oyuncusu tabiri çok daha doğru olur. Modern futbolda top taşıyan isimlerin sayısı saha içinde ne kadar fazla olursa o kadar fazla bilinmezlik yaratacağı gerçeği vardır (rakip açısından dezavantajdır bu durum). Belhanda da takımın top taşıyabilen çok az sayıdaki isminden biridir. Feghouli daha çok oyun zekası ve aldığı pozisyon ve kendini demarke vaziyette pasa hazırlaması ile öne çıkıyor. Emre Mor ise delifişek her an herşeyi yapabilecek ama her an hiçbirşey de yapamayacak gibi bir görüntü sergiliyor fakat maçın sıkıştığı anlarda inanılmaz tehlikeli bir silah.

Babel ile alakalı çok fazla şey yazmaya gerek duymuyorum yıllardır bildiğimiz izlediğimiz bir isim.

Ha keza Falcao da öyle.

Andone ise farklı. Mobil, topla ilişkisi kötü olmayan, çalışkan, çevresini de oyuna dahil eden, devamlı ileriyi zorlayan ve rakibi de çıkarmayan bir isim. Bu tanımlar size elbette Elmander’i hatırlatmıştır. Belki tribünde O da tarz itibariyle kendisine benzetecektir şayet şans bulursa.

Bir bonus paragraf Ömer için açmak istiyorum.

Ömer oynadığı maçlarda tartışmasız orta sahanın en hareketli ismiydi. Biz nispeten statik bir oyun oynadığımız için (heniz takım asli temposuna ulaşmış değil) en hareketli olan kişinin daha fazla topla buluşması çok doğal. Pas tercihleri sorgulansa da kesin olan şey kattığı dinamizmdir. Bir de ilginç detay var ki.

Ömer ile oynadığımız maçlarda, sol açığımız kim olursa olsun santrfordan dahi önde konumlanıyor. Ve sol bekimiz de Ömersiz oynanan maçlara kıyasla daha önde pozisyon alıyor. Pek dillendirilmeyen bir detay sanırım 😊

Peki biz bugün ne oynarız?

Ben geçtiğimiz haftaların aksine maça yoğun bir tempoyla başlayıp Fenerbahçe’nin kondisyonu en yüksek seviyedeyken saha içinde oyunun ilk çeyreğinde normal dizilişimizden bağımsız 3’lü gibi yayılacağımızı düşünüyorum.

Evet, Hocamızın da söylediği gibi biz 4-3-3 oynuyoruz fakat maç akışı ve rakip karskteri gereği Nzonzi’nin kimi zaman stoperlerin arasına girip bekleri daha öne çıkardığımız bir oyun tarzı bekliyorum. Ama sınırlı bir süre için. Neden? Çünkü rakip, oyunu merkezden oynayan ve hemen hemen ciddi kanat savunması tedbirleri olmayan bir takım. Kendi zaaflarını, rakibi de kendisi gibi merkezden oynatıp orada boğmaya çalışacak bir sistematikle çıkacaklarını düşünüyorum.

Saha içinde Emre’nin (oynarsa) hakemler tarafından serbestisini sonuna kadar kullanacağını, Gustavo’nun sert ve sindirmeye yönelik hamlelerini ön görmeyen kimse yoktur sanırım. Dirar da benzer özelliğe sahip. Jailson ve Zanka da ağırlıklarından dolayı ekstra sertlik ile göz boyamaya çalışmaları muhtemeldir.

Bu maç özelinde ihtiyacımız olan şey, saha içinde kalmak, doğru zamanda doğru baskıyo yeterli seviyede yapabilmek, rakibin oyun biçimine müsade etmeyecek şekilde oyun disiplinine sadık kalmak olacaktır.

Ne oynamamız gerektiği hususunda fazla ukalalık yapmayayım. Nitekim başımızda Türk futbol tarihinin gelmiş geçmiş en başarılı Hocası Fatih Terim var.

Takımımıza başarılar diler hepinize saygılar sunarım. 💛❤️

İlk yorum yapan olun

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


*